Gökbayrak

(Hindistan Rivayetlerinden Devam)
Yine   Abureyhan   Buruni'nin beyanına göre Kabil'in Türk Padişahlarının neseb ve şeceresi Nagir Kutaypek Kurganından bulunan Aypek muskasında yazılan haliyle ele geçirildi. Bu musakada geçmişteki kişilerin adı yazılmış olup, m.ö. 10.yüzyıldan başlayıp m.s. 1030. yıllarına kadar devam eden hükümdarların şeceresini göstermektedir.

Burada şunu hatırlatmak gerekir ki: Eski ve yeni Tarihçiler yukarıdaki Kabil padişahlarının sakaların geriye kalanların olduklarını beyan ederler. Bazı tarihçiler onların yukarıda adı geçen ve aşağıda Tarihçesi beyan edilecek olan Kanişka (Kanik) mensubu olan Kuşhan'ların kalıntılarıdır diye bildirmektedir. Afganistan'da yazılan Asya Tarihçesine göre İran Tarihlerinde Afrassiyab addedilen eski Türk Hakanının Türkçe adı bu kağan idi. Afganistan ve İran’ı işgal edip birkaç yıl hüküm sürdükten sonra yenilip Türkistan'a çekilip gitmiş idi.
 
Türk Rivayetleri:
Abulgazi Bahadırhanın şecere-i terakiyme adlı eserindeki rivayete göre pek eski çağlarda Türk kavimleri ayrı, ayrı 19 müstakil devletler halinde yaşar imiş. Bu on dokuz devletten onu batıda, kuzey ve güney de yüksek buzlu dağlar ve doğuda kumlarla kaplı çöllerle çevrili pek geniş memleketlere sahipmişler. Bir zamanlar batıdaki on devletin hükümdarları toplanıp güçlü bir devlet kurmaya karar verip kendi aralarından birini, bu birleşik devletin Hakanı ilan ettiler ve ona "Al ilter" unvanını verdiler ve bu birleşme devlete "On Uygur" adını verdiler. Bundan sonra doğudaki dokuz devlette Birleşik devlet kurup aralarından birini büyük Hakan ilan edip ona "Kul Erkin" unvanını verdiler. Birleşme devlete "Dokuz Uygur" dediler. Uzayan çağlar boyunca bu iki devlet sistemi devam edip sonraları bu iki devlet de birleşti ve dünya boyunca en büyük devlet haline geldi. Büyük hükümdar Karahan unvanını aldı.
 
Meşhur Afrassiyab bu Karahanların biridir. Bu devletlerin ne zaman yıkıldıklarını bilmiyoruz. 

Üstadım Murad Remzi Efendi'nin Eseri
Tafikal Ahbar'ın rivayetine göre: Bazı asri Tarih kitaplarının beyanlarına bakıldığında Uygurların meydana gelişi Oğuzhan'ın zamanında olup, milattan önce 2850. yılına rastlar imiş.

Divan-ı Lügat-it Türk'de Kaşgarlı Mahmut'un rivayetlerine göre: Afrassiyab'ın unvanı Hakan idi ve bu unvanı ile adlandırıldığının uzun hikâyesi vardır. Han unvanı Afrassiyab'ın soyundan gelen kişilerin unvanı idi. Afrassiyab'ın soyundan gelen Kadınlar Katun yada Terim unvanı ile adlandırılırdı. Afrassiyab Kaşgar'da otururdu. Kaşgar'ın havasını severdi. Bu yüzden Kaşgar payı taht (Başkent) şehri olarak adlandırılırdı. Barçuk, Afrassiyab zamanında Doğu Türkistan'da bir şehir olup, behtensir'in (Nabıkudun Asur) oğlu Beytuzin'i Bisarçuk şehrinde hapse atmıştır.

İran'daki Kezıyun şehrini Afrassiyab'ın Kayzi kaz Katun inşa etmiştir. Bazıları Kazıyun ve Kum şehirlerini o çağlardaki Türk yurdunun sınırları içinde saymaktadır, kum sözü Türkçe-dir ve hem Kaz Katun Kum vilayetini çok sever orada Avlanır idi. Alper Tunga yes'iyi, Afras-yab Merv şehrini kurmuştur. Buhara'nın yakınında yeni kent şehri var idi bu şehri İranlılar ru-bindej (Tunç Kurgan) derlerdi. Çünkü İstihkâmları çok kuvvetli idi. Afrassiyab kızı Kaz Ka-tun'un kocası olan siyavuş (İran şehzadesi) u bu şehirde öldürmüştür.

İli deki Kaz deryasının bu ad ile adlandırılmasının sebebi Kaz Katun'un bu deryanın (Irmağın) kıyısında yüksek bir Kurgan yaptırmasıyla bağlantılı imiş.
Barman ve barsğan şehirlerini Afrassiyab'ın Barman ve Barsğan adında iki oğlu inşa ettirip bu şehirlere kendi isimlerini vermiştir. Kaşgarlı Mahmut babasının Barsğan'dan olduğunu yazmaktadır.

Kaşgarlı Mahmut İskender'in, Türkistan'a hücumunu ve mağlup olup, sulh yaptığını ve geri döndüğünü aşağıdaki gibi rivayet eder: "İskender semerkana'tan geçip Türkistan'a yürüyüş yaptığı zaman Türk Haan Şuv adlı genç bir kişi idi. Büyük bir taraftarı vardı. Hakan Şuv, Başkumandanlık ve zabitlerinden kırk kişiyi öz askerine ve halka duyurmadan gizlice Siri derya kıyısına göndermişti. Bunların vazifesi İskenderin Siri derya'dan geçişini, doğuya yürüyüşünü bilmek ve derhal Hakan Şuv'ya "İskender denilen kişi yaklaşmakta onunla savaşacak mıyız yoksa başka bir buyruğunuz var mı?" dediler. Hakan saraydaki Gümüş havuza su doldurup Kaz ve ördekleri onun içinde oynatmakla meşguldü. Hakan yukarıda sözü söyleyenlere " Bu kaz ve ördeklerin Gümüş havuzda dalıp oynamakta olduklarına bakın" diye cevap verdi. Bunlar pek üzüldüler Hakan'ın ne savaş nede bir tarafa çekilme gibi bir hazırlığı yokmuş diye kaygıya düştüler. Lakin Hakan çok rahattı. Yukarıdaki haberci zabitlerin haberlerine bakarak hareket etmeye gizli planı vardı. Bir gece yukarıdaki haberci zabit dönüp gelip İskender’in Siri derya'dan geçtiğini Hakan'a haber verdi. Hakan derhal yürüyüş davullarını çaldırıp gece boyunca askerlerini alıp doğu yakasına yürüyüp gitti. Böylece aniden kaçarcasına hareket etmesinden korkup herkes bulduğu binitlere binip Hakanın arkasından kaçıp doğuya gittiler. Ertesi günü yurtta kimse kalmayıp yurt çöle dönüştü. O çağlarda bu memleketin tüm halkı çadır hayatında olup, Balaşağun aspayrab ve başka şehirleri yavaş, yavaş doğuya doğru yürümekte idi.

İskender Hakan'ı ve halkını kaçtı diye düşünüp arkasından yürümekte bu yürüyüşün sonunda Çin'i ele geçirme planı vardı. Uzun yollar yürüyüp. Uygur yurdunun yakınlarına geldiğinde Hakan aniden geri döndü. En bahadır yiğitlerinden 4000 yiğidi seçip bir "uvge" (Yaşlı ve tecrübeli) kişiyi onlara baş yapıp İskender’e karşı baskın yapmak üzere yolladı. Bu askerlerin miğferlerinin iki yanında Şahin kanadına benzer kanatlar takılı idi. Ön tarafa ok atıp hedefi vurduğu gibi arka tarafa da atıp hederi vuran usta nişancılar idi. İskender buna hayran kalmıştı."' Bu Türk askerleri bir gece İskender’in ön safındaki askerlerinden aniden basıp ve mağlup etti.

Kaşgarlı Mahmut bu savaştaki bir olayın tarihi ehemmiyetini şöyle anlatır: Türk askerlerinden biri İskender'in bir askerini kılıçladı. Kılıç onu göbeğine kadar ikiye ayırdı. Bu kılıç yiyen İskender'in askerinin belinde bir torba altın akçe vardı. Kılıç bu torbayı da parçaladı içindeki akçeler kanla karışık yere döküldü, ertesi günü Türk askerleri bu kanlı akçeleri tanıyamadan bu nedir dediler. Aradan biri altın kan dedi. Bu münasebetle Oradaki küçük bir dağın adı "Altunkan" olarak kaldı. Bu gün (Kaşgarlı Mahmut'un zamanı) Altunkan adındaki dağ Uygur yurduna yakın bir yerdir. Çevresinde birçok besici halk yaşamaktadır. Bu savaşta İskender yenilip Hakan Şuv ile sulh yapıp döndü gitti. Hakan Şuv İskender'in arkasından Balasgun'a geldi. Bir şehir yapıp "Şuv" adını koydu."

  • 918 defa okundu.