Dr.Kutay KARACA
Araştırmacı
Özet
Türkiye'nin Batı uygarlığının bir parçası olduğu fikri akademik, siyasal ve ekonomik çevreler tarafından sıklıkla vurgulanan bir argüman olmuştur. Bu argümanla Türkiye'nin Asya'daki etki alanı göz ardı edilmiştir. 1990'lı yılların başında Batı Türkistan'daki cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazanmaları, 11 Eylül saldırısı ve Asya'nın sürekli ivme kazanan gelişimi Türkiye'deki çevrelerin de bir nebze olsun Asya'ya yönelmelerine sebep olmuştur. Asya'nın en büyük, geleceğin süper gücü olmaya aday Çin Halk Cumhuriyeti ile olan ilişkiler ise hep ekonomik çerçeve içinde incelenmeye çalışılmış, diğer sorunlar fazla incelenmemiştir. Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında ikili ilişkilerde sürekli gündeme getirilen sorunların başında Doğu Türkistan'daki Uygur Türklerinin durumları yer almaktadır. 

Giriş
Orta Asya'dan, Batı Avrupa'ya kadar uzanan geniş bir yayılma sahasını akla getirince, Türklerin iki sahada büyüktopluluklarteşkil ettiği görülmektedir.Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti İlişkilerinde Doğu Türkistan Bunlardan birisi Hazar Denizinin doğusundaki topraklar (Türkistan), bir diğeri de Türkiye'dir.(l)Rusya ile Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasında kalan uçsuz bucaksız topraklar Türkistan sınırları içinde kalmaktadır ve bu nedenle de tarihin her döneminde Çinliler ile Ruslar arasındaki hegemonya çekişmelerinde ele geçirilmek istenen alanlar olarak gündeme gelmişlerdir. Sovyet egemenliğinden sonra Rus emperyalizmi Türkistan toprakların-da yaşayan Türkleri parçalayabilmek amacıyla çeşitli Türk boylarını öne çıkarmışlar ve bunlara dayalı ulus devletler kurdurarak Türkistan'ın günümüzdeki parçalı bir yapıya yönelmesine neden olmuşlardır.   Sovyetler   Birliği   döneminde   bütün Türkistan Rus işgali altına girmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası Orta Asya'yı bütünüyle Rus egemenliğine bırakmak istemeyen Çin, Doğu Türkistan'ı işgal ederek kendi açısından bir denge sağlamaya çalışmıştır(.2)Batı Türkistan olarak da adlandırılan bölge uzun yıllar Rus idaresi altında yaşamış, 1990'ların başında SSCB'nin dağılmasıyla özgürlüğüne kavuşabilmiştir. Bölgede beş Türk kökenli cumhuriyet kurulmuştur. Doğu Türkistan ise hala ÇHC hâkimiyetindedir.Bu çalışma Doğu Türkistan sorununu iyi kavrayabilmek, konuya bakışta bilimsel olabilmek maksadıyla hazırlanmıştır. Çalışmada öncelikli olarak konunun tarihsel boyutu incelenecek, sonrasında ise soruna neden olan faktörlere değinilecektir. Doğu Türkistan Tarihine Kısa Bakış Uygur etnik adı Bilge Kağan yazıtında ilk defa 716 yılındaki olaylar sırasında, Uygur İlteberi'nin ismi vasıtasıyla zikredilmiştir. Bunun dışında da birçok yazıtta (Karabalgasun, Sine Usu, Tez II, Suci, İyme ve Şivet-Ulan) Uygur adına rastlanmaktadır. Çin kaynakları Uygurların Hunların neslinden olduğunu iddia etmektedirler. Çinliler KökTürkler gibi onların da kurttan türediğini söylemektedirler. Uygurlara ait en eski kayıtların M.Ö. 176 ve 43 yıllarında Issık-Köl (Kırgızistan'daki Issık Göl) civarlarındaki kalıntılarda bulunduğu söylenmektedir(3)840 tarihinde bazı Uygur komutanlarının Kırgız Türkleriyle iş birliği yaparak Ötüken Uygur Kağanlığının sonunu hazırlamışlardır. Uygurlar bu karmaşa sonrası Ötüken'i terk ederek dağılmışlardır(4) Uygurların Ötüken'deki hâkimiyetleri sona erince bir kısmı Kara-Hanlıların hâkimiyetinde olan Beş-Balık ve Turfan yöresine gelmişlerdir. 1218 yılında Çengiz'in Türkistan'ı ele geçirmesinden sonra Uygurlar da tamamen Türk-Moğol kağanlığının tabiiyeti altına girmişlerdir. 15 nci asrın sonları, 16 ncı asrın başlarında Timur'un etki sahasına giren Doğu Türkistan, 1606 yılında Çağatay Hanedanlığından Emir İsmail'in eline geçmiş ve böylece Hocalar Hanedanı başlamıştır.(5)Amursan'ın idaresindeki bir kısım Cungarların, 1755 tarihinde Çin ile ittifakı, Doğu Türkistan'ın Çinliler tarafından istilasını hızlandırmıştır. Çinliler Cungarların bağımsızlığını ortadan kaldırdıktan ve İli Bölgesi'ni kendi hâkimiyetleri altına aldıktan sonra 1755yılından itibaren DoğuTürkistan'ı istila etme çabalarını artırmışlardır.(6)Çin askerlerinin Doğu Türkistan'a girdiği 1755 tarihinden Yakup Bey'in iktidara geldiği 1865 yılına kadar süren 110 yıllık zaman "Birinci Çin İstila'sı" olarak geçmektedir. Bu dönemde çıkan isyanlar(7)nedeniyle Çinliler istilayı tam olarak gerçekleştirememiştir.(8)Yakup Bey (Muhammed Yakup Kuşbeyi) Türkistan'daki hocaların 500 yıllık soy ve nüfusuna son vermiştir. 1870 yılında Turfan ve Urumçi'yi ele geçirmiş ve Doğu Türkistan'ı birleştirmiştir. Rusların Batı Türkistan'ı istilası sırasında ortaya çıkan Yakup Bey Devleti İngilizler ta rafından da desteklenmiştir.(9)İngilizler bu devleti hem Rusya'ya, hem de Çin'e karşı bir tampon bölge olarak kullanmayı düşünmüşlerdir.{10)Yakup Bey güçlenebilmek amacıyla Osmanlı Devleti'nden de yardım istemiştir. Osmanlı bütün alet edevatıyla birlikte 6 adet Krupp topu, bin adedi kullanılmış, bin adedi ise yeni olmak üzere 2 bin tüfek ile kapsül ve barutimaline mahsus tezgâh ve sair aletler göndermiştir. Bu yardımların yanında Kaşgar ordusunu eğitmek ve bu teçhizatın kullanılmasını öğretmek maksadıyla Enderunlu Murad Efendi'nin başkanlığında dört muvazzaf, dörtte emekli subay Hindistan üzerinden Kaşgar'a varmışlardır.(ll. Bu kişiler Yakup Bey'in ordusunu yetiştirmesinde çok büyük katkı yapmışlardır. Ancak devletin ömrü Yakup Bey'in ömründen öteye gidememiş-tir. Yakup Bey'in 1877'de ölmesiyle beraber Zo ZUNG Tang komutasındaki Çin ordusu tüm bölgeyi işgal etmiştir. 18 Kasım 1884 yılında Çin İmparatorunun emriyle bölgeye "yeni toprak" anlamına gelen "Şin Cang" ismi verilmiştir. Bundan böyle 1944 yılına kadar sürecek olan "İkinci Çin İstilası" devri başlamıştır.(12)İkinci Çin istilası da Çinliler için bölgede tam bir istikrar yaratamamış, 1933 ve 1944 yılında çıkan isyanlarla 10 yıl arayla iki milli devlet kurulmuştur. Türklere karşı, Çinli valilerin ve diğer yöneticilerin kötü davranmaları üzerine 1931 yılında Hoca Niyaz Hacı liderliğinde, Kumul'da (Hami) bir isyan patlak vermiştir. Bu konuda dönemin TC. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Araş) tarafın-dan İçişleri Bakanlığına yazılan teskere ekinde gönderilen dönemin Sovyetler Birliği'nin Türkiye Büyükelçisi M. Suriç'in Doğu Türkistan konusundaki izahatında, Hoca Niyaz Hacı'nın Çin Devleti içerisinde bir muhtariyet istediği ve bu konuda Urumçi valisiyle iş birliği yaptığı belirtmektedir.(13)Türkler arasında bir organizasyonun olmaması başka bölgelerden ayaklanmaya karşı yeterince yardım ulaşmasını engellese de 1933 yılında Turfan, Karaşahr, Aksu, Kuça ve Hoten'deki Türkler de ayaklanmaya katılmışlar ve Urumçi hariç bütün Doğu Türkistan kurtulmuştur. Kurtuluş sonrası "Milli İhtilal Komitesi" teşkil edilmiş ve "Şarki Türkistan Türk-islam Cumhuriyeti" adı altında bağımsızlık ilan edilmiştir.(14)Sovyetler Birliği'nin Türkiye Büyükelçisi M. Suriç; bu dönemde Hoca Niyaz Hacı dışında hareket eden ikinci grubun başında Eski Hotan Emiri Sa-bitüddin Molla'nın bulunduğunu, bu grupta Enver Paşa'nın bağlılarından Mustafa Ali Bey, Ahmet Şefik Bey ve Mahmut Nedim Beyin de yer aldığını ve İngilizlerle ilişki içinde olduklarını belirtmektedir. Söz konusu grubun Panislamist ve kısmen Panturanist şekilde yapılandığı ve teokratik bir yönetim tesis etmeyi amaçladığını ifade etmektedir.(15). Suriç bu şekilde izahatta bulunsa da Berlin'de çıkan "Milli Yol" Gazetesine beyanatta bulunan Mustafa Ali Bey kendisine sorulan Şehzade Cemal Efendinin Doğu Türkistan'a gidip, gitmeyeceği yönündeki soruya verdiği cevapta; bunun mümkün olmadığını, böyle bir girişimin grubu cumhuriyetçi ve saltanatçı diye ikiye ayırabileceğini ayrıca Doğu Türkistan'ın bütün ümidinin Gazi Türkiye'sinde olduğunu söylemiştir. Türkiye'yi kendilerinin örnek olarak alması konusunda ise Mustafa Ali Bey;"Cumhuriyetçilik şimdiki Türk Dünyası için bir idare sistemi meselesi değil, mefkure birliği, yol birliği meselesidir. Bugün Türkiye krallık usulünü kabul ve Gazi'yi hakan ilan ederse, zannederim ki Şarki Türkistan o gün Hoca Niyaz Hacı'yı padişah ilan eder... Bizim bu mesaimizin Türk Dünyası için zararı olduğunu dünyada bir tek adam, yani Gazi söylerse O'nu dinleriz. Türk Milleti ne kazandıysa bir kahramana itaat ederek kazanmıştır. Türkiye'yi kurtarmayı bilen Gazi, elbette bu işi bizden daha iyi bilir der ve yolumuzdan çekiliriz."(16)demektedir. Söz konusu bu hareketlerin dönemin TC. Dışişleri Bakanlığı tarafından aynı ırktan bir toplum tarafından bağımsızlık amaçlı yapılması itibariyle memnuniyetle ve takdirle karşılandığı ancak bu hareketlerin gerek irticai, gerekse dış ülkelerin etkisinde kalması sebebiyle din ve devlet işlerini tamamen ayırmış olan Türkiye'nin ilkelerine uygun olmayacağı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda içişlerine yazılan ve Başbakana bilgi verilen yazıda Türk basının konuya yorumsuz yaklaşması ve yalnızca ajans haberlerini yayımlamasının sağlanması istenilmektedir.(17)Mustafa Ali Bey kendi gruplarına karşı Türk Hükümetinin şüphe ile bakmasının kendisinin Serbest Cumhuriyet Fırkası mensubu olmasına bağlamakta, bunun yanında Türkiye'nin Doğu Türkistan konusunda tek kuvvet olduğunu ve Türkiye'nin kendilerine güvenmesi gerektiğini belirtmektedir. (18)Doğu Türkistan'daki bağımsızlık hareketlerinin Batı Türkistan'a taşınmasından korkan Rusya, Çin'e yardım etmeye başlamıştır. Bu dönemde Dunganlarla Uygurlar arasında'da kopmalar görülmekte ve Dunganların beş bin Uygur'u öldürdüğü bilinmektedir.(19)Dolayısıyla yeni kurulan devlet Ruslar, Çinliler ve Dunganlarla savaşmak zorunda kalmıştır. Bu savaşlar sırasında ikili oynayan Rusya ile Hoca Niyaz Hacı'nın Rusya'ya bağlanmak için gizlice anlaşması hükümette de ayrılıkların çıkmasına neden olmuştur.(20)Ruslar, Çinliler, Dunganlar ve Hoca Niyaz Hacı'yla savaşmak zorunda kalan Milli Kuvvetler 1934 yılında yenilmiştir. Hoca Niyaz Hacı Urumçi valisi yapılmıştır.*Sovyetler Birliği'nin Doğu Türkistan'daki etkisi II nci Dünya Savaşı sırasında daha da artmış, Çin topraklarında yer alan bölge resmi olmasa da bir Sovyet baskısı altına girmiştir. Çin tarafından atanan valiler merkezi hükümetin emirlerine ve uygulamalarına aldırmamakta ve Sovyetler Birliği ile hareket etmektedir. Hatta Doğu Türkistan'a gitmek için Chungking'deki (Savaş dönemi Çin başkenti) Sovyet sefaretinden vize alma zorunluluğu getirilmiştir.{21)1938 yılında Çin Komünist Partisi'nin altıncı kurultayında "Çin'deki azınlık milletler Çinlilerle eşit haklara sahip olacak" beyanatı Türkleri komünist güçlerin yanında yer almaya itmiş ve komünistlerle birlikte Çang-Kay Şek kuvvetlerini mağlup ettikten sonra 7 Kasım 1944yılında "Şarki Türkistan Cumhuriyeti"ni ilan etmişlerdir. Bu ikinci bağımsız devletin kurulması sonrasında da Rusların Batı Türkistan ile ilgili kuşkularından dolayı yeniden devreye girdikleri ve kurulan yeni hükümetle milliyetçi Çinlilerin 1946 yılında barış imzalamalarını sağladıkları görülmektedir.(22)Bu dönemdeRusların Uygurlarla birlikte hem komünistleri, hem de milliyetçileri destekler bir tutum sergiledikleri görülmektedir.Bu devletin ilk işinin eğitim-öğretim sistemini geliştirmek olduğu dikkat çekmektedir. Devletin hâkim olduğu bölgelere, köylere hatta konar-göçer hayat süren ve hayvancılıkla iştigal eden bütün yaylalara okulların açıldığı görülmektedir. Devlet içindeki azınlıklar dâhil her kesime kendi dilinde eğitim imkânı verilmiştir.(23)Bu dönemde halkın aydın kesimiyle devlet memurlarının siyasi kimlik konusunda ayrılık yaşadığı görülmektedir. Aydınlar komünist bir yaklaşım sergilerken, devlet memurlarının Türkiye'nin örnek alındığı bir sistemi istedikleri bilinmektedir. Bu iki grup arasındaki siyasi ve ideolojik çekişme 1947 ve 1948 yıllarında doruğa çıkmıştır. Bu dönemde milli bütünlük bozulmuş ve 1949 yılının sonlarına doğru ÇKP' nin Doğu Türkistan'ı işgal planı için çok müsait bir ortam kendiliğinden oluşmuştur.(24.) 1949 yılında Çin'deki iç savaşı kazanan komünistler Doğu Türkistan'ı üçüncü kez işgal etmişlerdir. Bu işgal ÇHC nin hâkimiyetinin bugüne kadar sürmesini sağlamıştır.ÇHC nin kurulduğu günden itibaren Doğu Türkistan dahil azınlıklara karşı izlediği politika bazı açılımlar sağlansa da çok büyük değişimler göstermemiştir. Batı'nın ülkeye yaklaşımı ekonomik politikaların meyvesini verme'ye başladığı 1990'ların sonuna kadar da bu politikaların etkisinde yürütülmüştür. ÇHC nin Milliyetçilik Anlayışı ve Azınlıklar Günümüzde etnik kimliğin nasıl şekillendiği konusunda çeşitli tartışmalar yapılmaktadır. Bu konuda ilkçi (primordialist) ve yapısalcı (Konstrüktivist) yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. İlkçi yaklaşım milletleri antik geçmişine göre şekillendirmektedir. Clifford Geertz ilkçi bağımlılığı; birinci derecede akrabalık bağlantısına sahip olmak, belirli bir dinsel topluluk içerisinde doğmak, belirli bir dili konuşmak ve belirli birsosyal dayanışmanın içinde olmak olarak tarif etmektedir. Geertz; etnisiteyi oluşturan öğeleri de; doğruluğu kabul edilmiş kan bağları, ırk, dil, bölge, din ve gelenek olarak belirtmektedir.(25)Bu bakış açısında, bir etnik grup bireylerin doğduğu ve üyesi olmaya başladığı grupla akrabalık bağlarını devam ettirmekte, bu sayede diğer grup üyeleri ile bağı sonucunda etnikgrubun dil, ırk, din, gelenek, adetler, yemekler, giyim ve müzik gibi gerçek kültürel kazanımları ile belirli bir bölgesel alanları olmaktadır. Çinlilerin tarih boyunca bu yaklaşıma göre politika izlemedikleri, azınlıkları; dil, din, bölge ve gelenek olarak ayırmadıkları görülmektedir. Yapısalcılar ise; etnik kimliğin toplumsal olarak yaratıldığı ve insan davranışları ve tercihleri arasında yaratılan bir üretim süreci olduğu üzerinde durmaktadırlar. Yapısalcılar için; gerçek konu insanların kendisini kültürel ve fiziksel olarak diğerlerinden nasıl ayrı tanımladığıdır. Ortak bir soy paylaşımından daha ziyade, bir grup içindeki etnik faktörlerin siyasi olarak harekete geçirilmesi daha uygundur.(26)Bu yaklaşım Çinlilerin tarih boyunca izlediği azınlık politikalarıyla uyuşmakla birlikte Çinlilerin Marksist ve yapısalcı yaklaşımlardan bir karışım yaptığı da görülmektedir.Dünyanın % 7'sini kapsayan ama % 22 nüfusunu doyurmayı başaran ÇHC; ülkenin kendine ait tarihsel ve milli niteliğini zedelemeyecek, bu niteliklere uygun koşulları taşıyacak bir demokrasi ve insan hakları politikalarından yana olduğunu açıklamaktadır. Bu bağlamda "Üç Temsil Teorisi" ortaya atılmıştır. Bu teori; gelişmiş üretici güçlerin ilerlemesini, gelişmiş kültüre yönelimini teşvik etmeyi ve Çin halkının çoğunluğunun temel çıkarlarını gözetmeyi amaçlamaktadır.(27)Bu teori temelde Marksizm'in günümüzde ÇHC de uygulanışını ve ÇHC de ulaştığı durumu göstermektedir. Teoride ortaya atılan çoğunluğun temel çıkarlarını gözetme prensibi Han etnik kökenli Çinlileri kapsamaktadır. Dolayısıyla iç istikrarı yani Han kökenlilerin yaşayışını etkileyecek her türlü girişim engellenecektir. Bu noktada ülkenin bütünlüğünü tehdit eden ve iç istikrarı etkileyecek her türlü faaliyet çoğunluğa karşı yapılmış sayılacak ve bu eylemler Çin usulü demokrasi anlayışına uymayacağından terörist eylemler olarak adlandırılacaktır.Çin Komünist Partisi'nin milliyetçilik anlayışı etnik unsurların istekleri gündeme geldiğinde belirginleşmiş, Soğuk Savaş sonrasında ise daha sesli ifade edilir hale gelmiştir. Bu ifade uluslararası sistemin ÇHC deki demokratik gelişmeleri ve insan haklarını ön plana çıkaran tutumu nedeniyle daha da sertleşmiş ve milliyetçi anlayışta tırmanma görülmüştür. ÇHC nin milliyetçilik anlayışı etnik grupları kendine benzetme üzerine kurulmuştur. Bu noktada ÇHC nin milliyetçilik anlayışını ırk kavramına bağlamadığını ve kendine benzetmeyi çabuklaştırma adına ortak kültürü ön plana çıkarma gayreti içerisinde olduğunu görmekteyiz. Bu anlayış "Çinli kimliği"ni ortaya koyma gayreti göstermektedir. Bu tutum tarih boyunca kurulan Çin imparatorluklarının izlediği politikalarla benzeşmektedir.Azınlıklar konusundaki Çin devlet politikasının merkez doktrini olan benzetme politikası, Çin imparatorluk politikasının devamı niteliğindedir. Çin imparatorluk politikası, Çin devletinin bir ulus olarak değil bir uygarlık olarak kavramlaştırılmasına dayanmıştır.(28).
Avrupa ulusallaşma sürecini yurttaşlıkla bir tutarken Çin'de bu tarihsel-kültürel bir kavram anlamına gelmektedir. Bundan dolayı azınlık terimi Çin'de ayrılıkçı bir siyasi kimliği değil bir kültürel kimliği ifade etmektedir.(29)ÇHC de Uygarlaşmış devlet kavramı, böylece, kendi kaderini tayin sorunundan söz edilmeden tüm milletlerin uzlaşabileceğinin altını çizmektedir. Bu ÇHC nin Uygurları neden Çin uygarlığının ve bundan dolayı Çin ulus başlığının ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü göstermektedir. Köklü Çin ulus ve ulusalcılık kavramı Çin'in azınlıklara karşı uyguladığı mevcut politikasıdır. Milliyetçilere göre ÇHC nin mevcut resmi politikası üç bakış açısına sahiptir. Bunlar: etnik sınıflandırma projesi, özerkliği ve baskı politikalarını sınırlandırmadır. Bu üç bakış açısı Uygurlarda milliyetçilik anlayışı konusunda ters tepmiş ve 1949 sonrasındaki dönemde etnik kimliklerini güçlendirici bir etkide bulunmuştur.(30)Çağdaş Uygur entelektüellerine göre ise, Uygur milliyetçiliği ya da Türk milliyetçiliği Mançuların Doğu Türkistan'ı 1759 yılında fethetmesinden sonra doğmuştur.Günümüzde Çin milliyetçiliği güçlü bir millet yaratma fikrine ve buna güçlü bir statü ekleme idealine dayanmaktadır. ÇHC "Küresel Güç" olma parçasını tarihten gelen "Büyük Çin" projesiyle birleştirmek istemektedir. Bu projede Doğu Türkistan Batı'ya açılımın kapısı durumundadır. Böylelikle Büyük Okyanustan Hazar'a kadar uzanacak bir ülke yaratılacaktır. Tarihsel olarak baktığımızda da bu fikirlerin çok eskilere dayandığını görmekteyiz. Han ve T'ang hanedanlarının en kuvvetli dönemlerinde ele geçirilen bölgelerin planlarının ortaya konduğu harita bunun en güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır. Harita ÇHC nin günümüzdeki hedeflerini göstermesi açısından önemlidir. Keza 1950'lerin sonunda Mao'nun bu haritayı ya da buna benzerlerini ileri sürerek Sovyetler Birliği'nden toprak istediği bilinmektedir.. Harita. Han ve T'ang hanedanlarının en kuvvetli dönemlerinde ele geçirilen bölgeler *Çinli Sosyolog Fei Xiaotong azınlık grupları tanımlamaya çalışmış,(31)hükümet bu detaylı çalışmayı devam ettirmiş ve 1953'te bu grupları ortaya çıkarmak için bir alan araştırması yapmıştır. Böylece, Han ulusundan (% 91.96) geri kalan 56 etnikgrubunda azınlık ulusunu oluşturduğu görülmüştür. Bu azınlıkların günümüzde nüfusa oranı ise % 8.4'dür. Çin'deki milliyetçiliği tanımlama da, ÇHC hükümeti Stalin'in bir ulus için gerekli olan dört temel tanımlamasını kullanmaktadır. Stalin'e göre bir ulus dört zorunlu elemente sahip olmak zorundadır: ortak dil, ortak coğrafi yaşam alanı, ortak ekonomik hayat ve ortak kültüre dayalı bir ortak ruh.(32)Bu kavrama yakın olarak Sun Yat Sen'in beş Çinli savı dikkat çekmektedir: Han, Mançu, Mongol, Tibetli ve Hui (Tüm Müslümanlar). Fikir, Çin'in tüm insanlarının bir ulusal devrim yapmak, son Çin hükümranlığını yıkmak ve böylece modern bir ulus yaratmak amacını desteklemesine ihtiyacı olduğu şeklindedir. Yat Sen beş Çinli tipini tanımlarken onun nihai hedefi tüm ulusları benzetmek ve Çin'i "Çin ırkı" adı altında birleştirmektir. Bu benzetme politikası 1939 yılında Chiang Kai-Shek tarafından daha da geliştirilmiştir. Chiang Kai-Shek'in Çin'in Kaderi kitabı açıkça şuna dikkat çekmektedir. Çin'deki beş insan ırksal ya da kan farklılıklarına bağlı olarak değil dinsel ve coğrafik farklılıklarına göre dizayn edilmişlerdi. Kısacası, Çin'deki bu beş insan tipi arasındaki fark bölgesel ve dinsel farklılıklardır, ırksal ya da soyla ilgili değildir.
 
Milliyetçiler gibi Komünistler de Japonya ve Milliyetçi Partiyle (Guomindang) savaşmak için benzer benzetme ilkeleri izlemişlerdir. Aslında azınlık nüfusunu göstermek için sadece ulus kelimesinin önüne, bir "küçük" öneki getirilerek bu teknik fark sağlanmıştır. Komünistler 1949 sonrası ulusların sayısını beşten elli altıya çıkarmıştır.(33)Sun Yat Sen ve onun varisi Chiang Kai-Shek'in Çinli yaklaşımında azınlık olarak Uygurların veya daha geniş ifadeyle Doğu Türkistan Türklerinin yer almadığı, bu unsurların etnik olarak Han olan Çinli Müslümanların içine yerleştirildiği görülmektedir. Günümüzde ÇKP' nin izlediği politikalarında bu düşünceden fazla bir değişim göstermediği de açıktır.ÇHC nin 1954, 1975, 1978 ve 1982 tarihli Anayasaları bölgesel otonominin nasıl birleştirileceğinin prensiplerini göstermektedir. 1975 anayasası konuyu sadece bir maddede ele alırken, 1982 anayasası 11 maddede bölgesel otonomi alanlarını ele almaktadır. 1982 anayasasının önsözü "Bölgesel özerkliğin azınlık milletlerinin yoğun olarak yaşadığı alanlarda olabileceğini ve buradakilerin bu hakkı elde edebilecekleri şartını koymaktadır.(34)Özerk bölgeler ÇHC 'nin ayrılmaz parçaları olarak görülmektedirler. Otonomi sistemi görünüşte daha derin etnik kimlik kaynakları olan, din ve geleneklerden ziyade dil ve folklora dayandırılmaktadır. ÇHC aslında sınırlı bir özerklik ilkesi benimsemiş ve devasa askeri yapısı ile bölge üzerinde güçlü bir kontrol meydana getirmiştir.

Doğu Türkistan'ın Stratejik Önemi
Politik, ekonomik ve demografik olarak Uygurların yaşadığı, Pekin hükümeti için çok önemli olan bölge, resmi olarak Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Bölge Çin kıtasının altı özerk bölgesinden birisidir. Sekiz Orta Asya devleti ile sınırı vardır. Çin'in imparatorluk hanedanları ve sonrasında Komünist hükümet, ÇHC 'nin stratejik ve hassas bir bölgesi olan Sincan bölgesini kontrol etmenin çeşitli yollarını denemişlerdir. Ulus ve ulusçuluk söylemi ÇHC 'nin çevre topraklar ve halkları üzerindeki kontrolünü meşrulaştırmak için kullanılırken; Han nüfusunun transferi ve PLA (Halk Kurtuluş Ordusu)'nın konuşlandırılması gibi pratik adımlar bu kontrolün güçlenmesini sağlamıştır. Aslında, aslen Han olmayan (non-Han) Mançular (Qing Hanedanlığı) Çin'in dış bölgelerinde Rus yayılmacılığı engellemek amacıyla nüfus transferi stratejisini uygulamışlardır. Sincan, Manço bölgesine resmi olarak ancak 1884'te dahil edilmiştir. Çin Komünist Partisi de aynı nüfus stratejisini izlemiş ve 1955'te merkezi ve oldukça kontrollü üniter bir devlet içinde Sincan'a "otonom bölge" statüsü vermiştir. 1960'dan sonra, ÇHC - Sovyet uyuşmazlığının büyüdüğü sırada, bölgeye büyük PLA garnizonları konuşlandırılmıştır.Bölgenin sahip olduğu büyük miktardaki doğal kaynaklar ülkenin ekonomik büyümesinde önemli yer tutmaktadırlar. Bölge, ülkenin petrol rezervlerinin 3/1, uranyum ve önemli miktarda kömür kaynağına sahiptir. Ayrıca bölge ülkenin pamuk ihtiyacının yarısına yakınını karşılamakta ve zengin altın ile bakır kaynaklarını barındırmaktadır.(35)Çin Haber Ajansı Xinhua; bölgede yeni dört petrol sahasının ve gaz alanının keşfedildiğini, bulunan bu kaynaklardan milyonlarca ton petrol ve 160 milyon m3 doğal gaz elde edileceği yönünde haber yayımlamıştır.{36)Bu zengin doğal kaynakların yanında bölge ÇHC 'nin Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa'ya açılımını sağlamaktadır. Bölge insanının etnik yapısı Orta AsyaDevletleriyle iletişimi kolaylaştırmaktadır. Ayrıca ÇHC 'nin gelişmiş bölgelerine batıdan gelebilecek saldırı içinde tampon görevi yapmaktadır. Dolayısıyla bölge hem doğal kaynak bakımından, hem de güvenlik nedeniyle stratejik öneme sahiptirNüfus ve Benzetme Politikası 2002 nüfus sayımı sonuçlarına göre 8.2 milyon Uygur nüfusunun yanı sıra bölgede küçük Kazak, Kırgız, Oyrat, Mongol, Sibe, Hui (Müslüman Çinliler) ve diğer gruplarda bulunmaktadır.(37)Ünlü İpek Yolu'nun üzerine yerleşmiş olan Uygurlar Doğu ve Batı arasındaki kültürel değişimde ve tek bir kültürün ve kendilerine ait bir uygarlığın gelişmesinde önemli bir rol oynamaktadır.l990'ların başında bölgenin kalkınma programına alınması bölgenin Han istilasına uğramasına neden olmuştur. 1953'te 300,000 olan rakam 1990 da 6 milyona yükselmiştir. Bu istila, bölge toprakları ve doğal kaynakları üzerinde rekabet yaşanmasına sebep olmuştur. 1949 yılında % 87 olan Türk nüfusu 2002 yılında % 53'e düşerken, 1949'da % 7 olan Han nüfusu Çinli Müslümanlar Hui'lerle birlikte 2002 yılında toplam nüfusun yaklaşık % 45'ini teşkil etmektedir. Bu durumun oluşmasında ağır baskı gören Uygurların bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya'ya göçü de etkili olmuştur.(38) Tablo 1. Sincan Uygur Özerk Bölgesinde Nüfus Değişimi Kaynak: Sincan Uygur Özerk Bölgesi istatistik Bürosu, Nisan 2001,
Kalkınma programı benzetme politikasının bir parçasını oluşturmaktadır. Bu programla ÇHC hükümeti bölgenin nüfus dengelerini değiştirmeyi başarmış ve bu politika tüm dünyaya azınlık bölgesinin kalkındırılması olarak sunulmuştur. Bu politikayla birlikte Çin'in batısında etnik olmayan yeni bir Sincanlı kimliği yaratılmış ve medyada resmen ilan edilmiştir. Günümüzde birçok Han da kendini bu şekilde tanımlamaktadır. Sincan'da Han nüfusunun büyük oranda artması Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Uygurların yok edilip edilmeyeceği konusundaki tartışmaları da harekete geçirecektir.(39)Doğu Türkistan için diğer bir önemli konu ise son yıllarda bölgedeki nüfus oranını değiştirmek amacıyla Han kökenlilerin bölgeye göç ettirilmesi ve bölgenin doğal kaynaklarının ÇHC tarafından adaletsiz şekilde kullanılarak bu insanlara dağıtılması oluşturmaktadır. Uygur bölgesine Çinlilerin göç ettirilmesi ise Uygur Türklerinin iş imkânlarına ciddi olarak etki etmektedir. ABD Kongresinin insan hakları raporuna göre bölgedeki petrol işçilerinin % 99'unu; işverenlerin, yerel hükümetin ve önde gelen endüstrilerin % 95'ini Han Çinlileri oluşturmaktadır. Aynı raporda ÇHC hükümetinin bölgenin doğal zenginliklerini de bölge halkının kullanımına vermediği görülmektedir. Doğu Türkistan'dan her yıl çıkartılan 100 milyon ton petrol ürünü Çin'in diğer bölgelerine gönderilmekte, Çin maden şirketleri de bölgedeki maden kapasitesinin % 85'ini kontrol etmektedir.(40)Keza Bu durum özellikle Türk azınlıkların kültürü ve dilleri üzerinde güçlü bir baskı oluşturmaktadır. ÇHC özellikle eğitim politikalarında uyguladığı kısıtlamalarla bu baskıların daha da artmasını sağlamaktadır.Azınlıklarda Eğitim Sorunu ÇHC nin Ulusal Temele Dayalı Bölgesel özerklik Kanununun 37. maddesi çeşitli azınlıkların bir arada olduğu okul ve diğer eğitim kurumlarında mümkün olan her zaman, kendi dillerindeki ders kitaplarını kullanabileceklerini, kitle iletişim araçlarında kendi dillerinde yayın yapabileceklerini belirtmektedir.(41)Bölgedeki okullarda, karışık etnik gruplardan öğrenciler aynı sınıflarda bulunmasına rağmen, ana okullarından üniversitelere kadar Çince ve Çince olmayan -Uygur dili sınıfları- şeklinde ayrılmışlardır. Böylece Uygurca bölgede azınlık dili statüsünde sayılmaktadır.(42)Ancak Çin sınırları içinde herhangi bir dilin yaygınlaşması potansiyel olarak problemli bir konudur. Yalnızca Türkçe 'nin 1996 yılından itibaren konuşma dilinde kabul edilebilir olmasına rağmen Türk sıfatının hiçbir şekilde kullanılmasına izin verilmemektedir. Yine Türk kültürü, Türk insanı gibi kullanımlar da yasaktır.Pekin'deki otoriteler için Kazaklar, Kırgızlar, Uygurlar, Tatarlar ve Özbeklerin de kendilerini Türk olarak görmeleri şüphesiz korku duyulan bir şeydir. Birinin kendini Türk olarak tanımlaması, Çin liderlerinin bakış açısıyla, Boğazlardan Güney Sibirya'ya kadar olan bölgede korkulan Pantürkizm için ilk adım olarak değerlendirilmektedir. İngiltere'deki Durham   Üniversitesi   Çağdaş   Çin   Çalışmaları   Merkezi Direktörü ve Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü araştırmacısı Dr. Michael Dillon tarafından kaleme alınan makalede; Çin makamlarının 2002 Mayıs ayında aldıkları Sincan Üniversitesindeki derslerin Uygurca okutulmaması kararından sonra, bu kez de Uygur dilinde yazılmış kitapları yakmaya başladıkları, okullar başta olmak üzere, ideolojik eğitimi hızlandırdıkları, Uygur diline ve kültürüne yönelik bu kampanyanın sadece terörizmi değil, tüm halkı hedef alması nede-niyle ileride daha derin ihtilaflara yol açabilecekleri vurgulanmaktadır.) 43)HSK (Hanyu shuiping kaoshi—"Chinese competence test") testi ana dili Çin'ce olmayanları desteklemek ve değerlendirmek için 1998 -2000 yılları arasında Sincan, iç Moğolistan, Qinghai, and Jilin'daki okullarda kullanılmıştır. Günümüzde bu test bazı tarihsel azınlık okullarında azınlıkların ilerlemesi için bir gerekliliktir. Alınacak minimum bir derece ile Çin genelindeki okullar-da akademik yükselme garanti edilebilir. Ayrıca test pragmatik ve aşırı milliyetçidir.(44)Sincan'daki dil politikaları için 1984 yılı bir dönüm kabul edilmektedir. Özerk Bölge Komünist Partisi, Çin dilinin eğitimdeki tüm müfredat programında yaygınlaşmasını kabul etmiştir. 1984'te Han olmayan çocuklar ortaokulun ilk yılından itibaren 1992 yılından sonra ise 3 ncü sınıftan itibaren resmi olarak Çince öğrenmeye başlamışlardır. Günümüzde Çince öğretim birinci sınıftan itibaren başlamaktadır. (45)1980'lere kadar her ebeveyn çocuklarını bir Çin okuluna ya da Uygur okuluna gönderme konusunda seçim yapmak zorunda bırakılmışlardır. Uygurların dışında kalanlar her zaman için bölgede ortak olarak kullanılan standart dil kullanımını tercih etmektedir ve çocuklarını Han sınıflarına kaydettirmektedirler. Uygur aileleri ise çok zor bir seçimle karşı karşıya kalmışlardır. Uygur okullarını seçtikleri taktirde okuma ve yazmada iyi bir Uygurca öğrenecek olan çocuklarının etnik kimliklerini devam ettireceklerini düşünmektedirler. Fakat Han sınıflarına kaydettirdikleri zaman da iş bulmada başarılı olma şanslarının artıp artmayacağı bir araştırma konusudur. Çin diliyle eğitim gören azınlık öğrencilerinin konuşma, giyim ve hareketler anlamında Çinli öğrenciler gibi olma eğiliminde oldukları görülmektedir. Uygur nüfusunun fazla olduğu şehirlerde çocukların Han okullarına gönderilmeleri yaygın değilken, bu oran Urumçi'de 1998 rakamlarına göre % 50'dir.( 46)Bugün okul öncesi okullarda bile azınlık dili -Uygurca-sınıfları gün geçtikçe azalmaktadır. Mesela Sincan Üniversitesinde azınlık dili ile eğitim veren sınıflar önce üç ten bire düşmüş daha sonra ise hiç kalmamıştır. Yine Kazakistan'da 30.000 Uygurlu ana dili ile eğitim görmektedir. Yalnızca 30 Uygur dil okulu bulunmakta iken, 30 tane Rus - Uygur - Kazak okulu bulunmaktadır. Ayrıca hükümet Uygur dilinde faaliyet gösteren tiyatroları ve dans topluluklarını desteklemektedir. Kırgızistan'da da Uygurca  
eğitim veren okul bulunmaktadır. 1994'ten itibaren Devlet üniversitesinin Uygur filolojisi fakültesi bulunmaktadır. Sincan'daki 8 milyonluk Uygur nüfusu komşularındakinden daha fazladır ve Çin hükümeti kontrolü altındaki Uygur dil okullarının, ayrılıkçı hareketleri besleyeceğine ait bir delil yoktur.(47)Şu anda Sincan'daki tüm üniversitelerde Kuzey Çin Lehçesinde yüksek dereceli bir yeterlilik almak zorunludur. Bu zorunluluk devlet kademelerinde çalışmak isteyenler için ise kaçınılmazdır.Bu kapsamda Han Çinlileri dilleri ve eğitimleri sayesinde Sincan'daki büyük endüstrilerde kontrolü sağlamışlardır. Ekonomik üretimleri de merkezin başlıca ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Örneğin petrol endüstrisi neredeyse tamamen hanlılar tarafından yönetilmektedir. Çin Ulusal Petrol Şirketi, Sincan'daki çalışanlarının çoğunu ülkenin diğer bölgelerinden getirmektedir.(48)Bu durum Sincan'da Han nüfusunun yerel Uygur nüfusunu bölge ekonomi-sinin dışına itmesine yol açmaktadır. Ayrıca bölgenin zengin kaynaklarının ülkenin orta ve doğusunun gelişimi için aktarıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla Uygur Bölgesi çift taraflı bir saldırı ile karşılaşmaktadır.Sincan bölgesindeki eğitim - öğretim durumunu daha iyi anlayabilmek maksadıyla bölgedeki kurumların diğer bölgelerle karşılaştırılması yeterlidir. Tablo 2. Sincan'daki Eğitim-Öğretim Durumunun diğer bölgelerle karşılaştırılması Sincan Uygur Özerk Bölgesi eğitim konusunda ÇHC nin en geri durumda olan orta bölgelerden bile kötü durumdadır. Özellikle dilin öğrenildiği ilköğretim seviyesinde yetersizlik dikkat çekicidir. Üniversiteye temel olacak lise eğitimi kurumları ise ilköğretim kurumlarının dörtte biri kadardır. Eğitim konusundaki bu yanlı yaklaşım din konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Din, 11 Eylül ve Değişen Dengeler Tibet'in ÇHC kontrolünden kurtulmak için verdiği uzun mücadele, Batı basınında ayrıntılı yer alırken, ÇHC içindeki Müslüman nüfusun ve bu nüfusun biraz özgürlük ve saygınlık için verdiği mücadelenin çok az yer aldığı görülmektedir. ÇHC deki islam anlayışı yedinci yüzyıla kadar dayanmasına rağmen 20 nci Yüzyılın başlarına kadar yeterli ilgiyi görmemiştir. Budurumdan 1949 yılında ÇHC nin kurulmasıyla başlayan dışarıya kapanma da etkili olmuştur.(49)Bunun yanında Batının bu tepkisizliği gerçek anlamda hiç de yabancı değildir. Uygurların Türk ve Müslüman olması Batı'nın ÇHC ye tepkisiz kalma-sının en büyük nedenlerinden biridir. Keza Çeçenistan ve Bosna'da da benzer durum ortaya çıkmıştır. Müslüman ülkelere yapılan saldırılarda sessiz kalan Batı, tehlikenin içinde Hıristiyan ve Yahudilerin olması durumunda hemen müdahale edebilmektedir.Din, 7.2 milyonluk Uygur Müslüman'ı için sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda tarihsel geleneklerini ve kültürlerini korumak için bir vasıtadır. İslam mirası içinde Uygur dili ve topraklarına olan güçlü bağlılıkları, Uygur kimliğinin ve Uygur milliyetçiliğinin kuvvetlenmesine yardım etmektedir. Raphael Israeli ÇHC deki Müslüman anlayışı şu şekilde tarif etmektedir: "Hiçbir Müslüman cemaati Çin'deki cemaat kadar az tanınmaz. Buradaki Müslümanların toplam sayılarına ilişkin güvenilir rakamlar bile ortada yoktur. Çinli Müslümanlar Komünist rejim altında Mekke ve Medine'ye çok zahmetli hac yolculukları yapacak kadar şevklidirler. Tarihi Çin sınırları içinde yaşayan ve şimdi Halk Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Müslümanlar hakkında bildiğimiz tek şey; büyük bir etnik çeşitliliğe sahip olduklarıdır: Çinliler, Moğollar ve çeşitli kabilelere mensup, çeşitli kabilelere mensup, sayısız göçmen soylarla birlikte Türkler Müslümanları oluşturmaktadır. Bu coğrafi izolasyonun, sınırlı sayıdaki entelektüel kaynağın ve geçmişteki Çin siyaseti içinde birçok yabancı unsurları eritmiş kadim medeniyet atmosferinin bütün dezavantajlarına rağmen, Çin islam'ı hayatta kalmış ve mevcut Komünist hükümetin Müslüman toplumuna verdiği zarara rağmen dirençli bir tarzda canlılığını muhafaza etmiştir."(50)Sincan Tibet gibi öz kimliğini ve kendi hakkını tayin etmeye çalışarak bir etnik azınlık hareketi göstermektedir. Fakat Tibet'ten farklı olarak Sincan ayrıca Orta ve Batı Asya'daki geniş İslam kimliğiyle bağlantılı olan daha karmaşık azınlık problemleri yaşamaktadır. Bu faktör ve etnik bilinç, birbirlerini Sincan'daki etnik dini çatışmaların üretimi için eritmektedirler. Bu problem 11 Eylül olaylarından sonra uluslararası terörizmin bölgedeki etkisinin artması ve ÇHC hükümetinin daha etkin bir politika ile ayrılıkçılık ve terörizm arasındaki farkın bulanıklaştırılmasına izin vermesi sonucu iyice şiddetlenmiştir.(51)ÇHC de Uygur kimliğine en büyük saldırı islam inancının üzerine oturtulmuştur. 11 Eylül saldırılarından sonra Uygur bölgesindeki yasaklama ve engellemelerini uluslararası terörizme karşı yaptıkları konusunda söylemde bulunan Çin yönetimi, 11 Eylül saldırılarını takip eden dönemde, din üstünden Uygurlara uygulanan baskılar daha da artmıştır. Bu dönemde Ramazan ayı boyunca camiler kapatılmıştır. İmamlara büyük baskı yapılmıştır.(52)Resmi olmayan kaynaklara göre 18 yaşın altında bulunan Müslümanların camilere gitmesine ve din eğitimi almasına izin verilmemektedir. ÇHC anayasasının 36 ncı maddesine göre din konusunda öğretmenleri ve üniversite öğrencilerini engelleyen birçok kısıtlama mevcuttur. Sincan Üniversitesi başkan yardımcısı Dr. Tashpolat Tiyip, Sincan Üniversitesinde dinsel hiçbir aktiviteye izin verilmediğini, herhangi bir dinsel aktivite içinde olduğu tespit edilen öğrencilerin üniversiteden uzaklaştırıldıklarını belirtmektedir.(53)Bu muhafaza ÇHC nin Uygur hareketine bakış açısının; ayrılıkçı, kökten dinci ve terörist bir karakter

  • 768 defa okundu.