Yrd. Doç. Dr. Erkin Emet

Ankara Üni. Dil ve Tarih-Coğ.

Fak. Çağ. Türk Leh. ve

Ed. Böl. Öğretim Üyesi

Çinliler uzun yıllardan beri Doğu Türkistan'da katliam ve soykırımı politikası uygulaya gelmektedir. Özellikle son yıllarda bu politikanın hızının arttığını görüyoruz.

Doğu Türkistan halkına yapılan soykırımı politikasının tipik örneklerinden biri olan Barın Olayı Doğu Türkistan halkı'nın soykırıma gösterdiği en sert tepkisidir. Barın olayı demir kale içinde 40 yıl kölelik fikri aşılanan Doğu Türkistan halkının köle olmayı kabul etmediğinin, özgürlük bağımsızlık duygusunun yok olmadığının ve olmayacağının da kesin bir işaretidir.   Barın,   Doğu Türkistan'daki binlerce Uygur köyünden biri olmakla beraber Doğu Türkistan halkının içindeki sesinin tercümanıdır. Çinlilerin tabiriyle "bir damla suda güneş ışığının aksini görmek mümkündür". Barın olayı Doğu Türkistan halkının "bize de hayat ve bağımsızlık gerek"sözünü bütün dünyaya duyuran bir hareket olmuştur.

Merhum mücahit, kahraman şehidimiz Zeydun Yusuf ve onun silah arkadaşları din, vatan ve millet için kendinden bin kat daha güçlü düşmanla savaşıp şehit oldular. Bu olaydan sonra Doğu Türkistan'daki bağımsızlık mücadelesi yeni bir döneme girmiş oldu.

Ben Barın katliamına değinmeden önce bu döneme kadar Çinlilerin Doğu Türkistan'da yaptıkları katliama değinmek istiyorum. Özellikle komünistlerin Doğu Türkistan'a ayak bastığı şu son 55 yıla yakın zamanda olanları kısaca anlatmaya çalışacağım. Doğu Türkistan halkı ne zaman güçsüz ve zayıf olduysa Çinliler o kadar vahşileşmiştir. 1949 yılının sonunda işgalci komünist Çin ordusunun komutanı Wang Zhen " biz Şin Jiang halkına borç ödemeye geldik, Go Mingdang'ın yaptığı zulmün borcunu biz ödeyeceğiz" diyerek " Şing Jiang'a yardım"sloganıyla gelmişti. Komünist ordusu Doğu Türkistan'a girmeden önce onlara Doğu Türkistan halkının örf ve adetlerine saygısızlık gösterenlerin cezalandırılacağını söylemişti. Gerçi Doğu Türkistan Cumhuriyetinin önemli liderleri uçak kazasıyla öldürülmüş olsalar da kalan milli ordu memurları Çinliler tarafından hakikaten hürmet görmüşlerdi. Çin hakimiyeti yerli halka yapılan her harekete dikkat ediyordu. Niçin? Çünkü Çin hâkimiyetini böyle ihtiyatlı davranmaya mecbur eden, iyi silahlanmış 40 bin kişilik Doğu Türkistan ordusu vardı. Eğer Çin hakimiyeti Doğu Türkistan'da hatalı bir adım atarsa milli ordunun sessiz kalmayacağını biliyordu. Çinlileri bu millete hürmetle muamele etmeye mecbur eden ordumuzdu. Wang Zhen, milli orduyu kendi kuvvetleri içine katıp işsiz kalan komutanları yükseltmek bahanesiyle milli orduyu tamamen kontrol altına aldıktan sonra komünist Çinlilerin samimiyetine inanmış milli başkanlarımız, daha önce mutlu olan aydınlarımız ve halkımız yine her tökezlediğinde düşeceğini anlamaya başlamıştı. Çünkü ordusuz halk çobansız sürü demektir.

Wang ZHen şimdi halkın içinde imanlı saygı gören, akıllı, kabiliyetli, en önemlisi vicdanlı ve gururlu milli önderleri ve cemaat mensuplarını fişlettirerek yavaş yavaş onlara cinayet arşivi yapmaya, geleneksel Çin usulü ile bizi bize düşürmeye başladı. 1959-yılına kadar birkaç siyasi komplo ile milletimizin içinden çıkan kıymetli insanlarımız yok edildi. Hayatta kalanlarda yurdundan uzak hapishanelere atıldı. Doğu Türkistan' da bu vatanın bu milletin gururunu, şan şerefini yükselten kuvvet ve kalemden ibaret müteşekkil tamamen yok edeceğine kanaat getiren Çin hakimiyeti yüzündeki maskeyi çıkardı. Bu millete reva gördüğü zulüm ve hakaretin hiçbirini çekinmeden yaptı. 1959-yılından başlayarak Çin göçmenleri sel gibi yurdumuza akmaya başladı. Doğu Türkistan'ın tahılı Çin'e götürüldü, yüz binlerce insanımız açlıktan öldü, hatta gömülmeye sırası gelmeyen pek çok ceset dağlarda, tarlalarda kargalara, kuzgunlara, köpeklere yem oldu. 1962-yılında yalnız Bay nahiyesinde 20 bin insan açlıktan öldü. Çin hakimiyeti bu kadarı yetmiyormuş gibi halkımızı günde 18 saat çalıştırmaya, dinimize, örf ve adetlerimize, tarihimize açıkça hakaret etmeye başladı, şehir halkı zorla köylere gönderilip şehirler yeni gelen Çinli göçmenlere verildi. 1944- yılında Gulca'da kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetinin katılımcıları olan Gulca, Çöçek, Altay halkı en ağır işkenceler altında kaldı. Yavaş yavaş vatanını terk edip Batı Türkistan'a göç etmeye mecbur edildi. Bu göçü yetersiz gören Pekin hükümeti 1962 de silah zoruyla bütün halkı yurdunu bırakıp gitmeye zorladı. Bir ay içinde 100 binden fazla insan Batı Cumhuriyetinden Çinliler böyle merhametsizce intikam aldı. Boş kalan şehirler, köyler, yaylalar Çin göçmenlerine paylaştırıldı. Milli gururumuzu yok etmek, milli mevcudiyetimizi zayıflatmak için planlı ve sistemli yapılan siyasi hareketler bir gün bile durmadı. Kültür İnkılabında ise suni "bölücü, devrimci" teşkilatlar uydurulup son 20 yıllık siyasi hareketlerde türlü sebeplerle sağlam kalmış, Çinlilerin tabiriyle " ağdan düşen" aydınlarımız ve yeni yetişen vatansever gençlerimiz dövülüp işkenceyle öldürüldü. Hayatta kalanlarda hapishanelerde ağır işkencelere maruz kaldılar.

İstiklal Mücadelesi adlı kitapta, 1970-yıllardaki olaylarla ilgili şöyle diyor: "Çin 1970 yılının Nisan ayında Ürümçi'de bir günde 74 kişinin hiç yargılanmadan ölüm cezasına çarptırılması devlet terörünün zirvesiydi". Doğu Türkistan halkının zalim bir tek Çinliyi bile incitmediği, Çin'in yok etme siyasetine hiç karşılık vermediği, kuzudan bile daha sakin durduğu bir dönemde niçin Çin hâkimiyeti bu kadar vahşileşti, bu kadar insanı öldürdü? Neden Doğu Türkistanlılar öldürüldü? Bizim bu sorumuza karşılık bazıları: "Siyası olaylar Çin'in her yerinde aynı oldu, kültür inkılâbında Çin halkı da aynı zarara uğradı" diye karşılık verebilirler. Gerçek ise öyle değil. Çin halkı sadece sosyalist sistemin zulmünü çekti. Doğu Türkistan halkı ise sosyalist sistemin zulmünü çekmekle kalmayıp, bir milyardan fazla Çinlinin ağır ekonomik yükünü birlikte kaldırmaya mecbur edildi. Bu da az diyerek yurdunu Çinlilere teslim etmekten başka hiçbir günahı olmayan bu halkın başka milletten oluşu onlara affedilmez bir suç olarak yüklendi.

1957 yılında Çinin neresinde yerli milliyetçiliğe karşı mücadele yapıldı? Sadece Doğu Türkistan'da. Çinliler, sömürgesi olan iç Moğolistan'da bile bu tür hareketlere cesaret edemediler. Tibet ise o yıllarda Çinlilerin ayak basmadığı bir toprak idi. Doğu Türkistan Çin yetkililerinin avlandığı sahipsiz bir orman mesabesine düşmüştü.

Doğu Türkistan'da Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar... yerli halk aydınlarından, din adamlarından, cemaat adamlarından yüz binlerce insan sorguya çekildi, hiç sebepsiz "İtibarını çökerteceğiz" deyip dövüldü. Kişilik hakları ayaklar altına alındı. On binlerce insana milliyetçi yaftası vuruldu. Büyük Çin Milliyetçiliğiyle suçlanan veya cezalandırılan bir tek Çinli var mı? Varsa delil olarak göstersin. 1959-yılında başlayan "Şiu Ceng Cuyiya karşı mücadele" ta Mao Zedong ölünceye kadar devam etti. Şiu Ceng Cuyi'nin ne olduğunu bile bilmeyen sayısız insan Şiu Ceng Cuyiye bağlanıp cezalandırıldı. 1979 yılından sonra Çin Marksizm'i atlatıp yavaş yavaş dünya gerçeklerini görmeye bütün siyasetini süratle değiştirmeye başladı. Ama Pekinin değişmediği tek bir siyaseti var: O da sömürgesi altındaki Doğu Türkistan halkını cahil yoksul bırakıp yok etmektir. Yok etme siyasetini ise, halkı casuslukla suçlayarak, doğum kontrollerini arttırarak, yer altı ve yer üstü kaynaklarını yağmalayarak, nükleer atıklarla zehirleyerek, halkı susturarak, kültürel ve eğitim haklarını ellerinden alarak yerine getirmektedir. Çinin göçmen seli içinde eritip yok etme siyasetinde prensip yönünden hiç değişiklik olmadı. Eğer değişme var deniliyorsa, o da, Çin hâkimiyeti’nin 1950yılından 1980yılına kadar "Sin Çan'a yardım" sloganıyla, Doğu Türkistan'ın kanını emip, kaymağını yiyenler, 1980 yılından sonra, "Sin Çan'ı açış ve İmar ediş" sloganıyla, Doğu Türkistan'ın tarihini, medeniyetini, halkını tamamen reddedip, sömürgeciliğin en çirkin vasıtalarını kullanarak Çin taşkınının yerli halkı ölüme mahkum etmesidir. Bu kadar şovence baskı, nefret, kindarlık, soy kırımı yerli halka karşı devlet tarafından elli yıldan beri yürütülmektedir. Çinli cellat Şeng Şisey'in tabiriyle "altın tabakta dilenen bu halk" dünyada en çok yer altı ve yer üstü zenginliklere sahip olmasına rağmen dünyada hiçbir milletin görmediği yoksulluğu çeken, esarete düştüğü tarihten beri hiçbir siyasi hakka sahip olmayan Doğu Türkistan halkına bir de "Komünist Partisine teşekkürler" dedirtip maskara yapıyorlar. Doğu Türkistan halkının artık dayanma gücü kalmamıştır.

Doğu Türkistan'ın dayanmaya gücü kalmadığının delili Barın olayıdır.

Barının aslı adı Kona Korgan. Kaşgarın Aktu nahiyesine bağlı, 19,650 nüfuslu bir ilçe. Bu ilçede yoğunluklu olarak Uygur ve Kırgız Türkleri yaşıyor.

Buradaki halk tarımla uğraşmakta olup, 1982-yılına kadar kişi başına düşen gelir 180 yuandan (20 dollardan) aşmamıştır.

Barın halkı arasında bu fakirliği anlatan böyle bir koşma vardır

 

Bizning yurtning baliliri her neme deydu?

30 jıngni 60 ölçep "toygiçe" yeydu,Ayet kilip kitap kilip bir okuganni,

Tekrarlisak tekrarlisak payda bolmaydu.

 

Barında halk arasında söylenegelen bu koşma oradaki halkın ne kadar fakir olduğunu ifade eder. Koşmada şöyle denilmiştir: Bizim yurdun çocukları her şeyi derler, 15 kilo unu 60 kere ölçeyip doyuncaya kadar yerler, (Mao'un) kitabını tekrar tekrar okusak da karın doymuyor.

işte bu ilçede 5 Nisan 1990 tarihinde meşhur Barın Olayı, yani Çin Komünist Partisinin diliyle "Barın Bölücü Silahlı Ayaklanması" patlak verdi. Bu olayla ilgili Uygur Özerk Bölgesi Komünist Partisi başkanı Song Hen Liyang Yabancı medyaya şöyle açıklamada bulunmuştur.

"Barın İlçesinde patlak veren Bölücü Silahlı Ayaklanma birgurup bölücüler tarafından teşkilli, planlı ve maksatlı bir şekilde düzenlenmiş silahlı ayaklanmadır. Bunların amacı: Çin Komünist partisini devirip, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetini kurmaktır".

Barın Olayı nedir? Zeydin Yusuf Başkanlığındaki 200 kişi 5 Nisan 1990 günü sabah saat 6 civarında elinde ışık Allah-u Ekber diye bağırarak ilçe hükümet binasının önüne gelirler ve ilçe hükümet binasının önünde sabah namazı kıydıktan sonra, ilçe hükümetine şu isteklerini iletmek ister:

"Hükümet insan öldüren kişileri idam eder. Kasabamızda 250 kadın kürtaj edildi. (1989-yılında bir yılda küçük bir kasabada yapılan kürtaj sayısı 250) Bu katillik sayılır mı sayılmaz mı? Neden bunu yapan kişiler idam edilmiyor? Çin'den Ürümciye her 15 dakikada bir tren geliyor, bu trenle gelen kişilerin hepsi Çinliler. Biz yerli halklara aile planlaması yapmanın yerine Çinlileri getirmezsek olmaz mı? Biz mücadele edip Çinlileri bu topraklardan kovacağız. Aile planlaması durdurulsun! Şin Jianga Çin göçü durdurulsun! Halkımız üzerindeki vergiler hafifletilsin, biz  demokrasi  istiyoruz.   Ezilmek,   horlanmak,  yok

olmak istemiyoruz..."

Barın gençlerinin bu haklı isteklerini duyan Barın İlçesinin komünist parti başkanı Tursun bu olayı hemen merkeze telefonla bildirir. Bunun üzerine Kaşgar kol ordu komutanlığından 62 askerden oluşan özel tim gönderilir. Hemen ardından 130 takviye gücü daha gönderilir ve bu haklı isteklerde bulunan mazlum 200 gencin üzerine ateş açılır, anında 2 genç ölür. Bunu gören gençler de dağılır. Ama bu gösterici gençleri arama operasyonu düzenlenir ve aralarında çatışma yaşanır. Böylece aynı gün yaşanan çatışmada 6 genç ile 42 köylü ölür, 193 kişi yaralanır. Göstericilerin bir kısmı kaçtığı için geniş çapta operasyon düzenlenir...

Olayın ikinci günü Çin Genel Kurmay başkanlığının emriyle Kaşgar'daki kol ordu komutanlığından hava, kara ve topçu kuvvetlerinden oluşan 3000 kişilik özel ordu Barın'a gönderilir. Bütün yollar kapatılır. Barın ilçesine havadan, karadan askeri operasyon düzenlenir. Köy evleri hem havadan hem de karadan ağır tüfeklerle taranır. O gün 150 kişi acımasızca öldürülmüş, 200e yakın kişi yaralanmıştır. 10 Nisana kadar devam eden bu çatışmada 3000e yakın kişi acımasızca katledilmiştir. 200e yakın kişi tutuklanmış olup 10 yıldan 25 yıla kadar ve bir kısmı ise müebbet cezasına çarptırılmıştır.

Barın olayının bastırılmasına Çin devlet başkanı Jiang zemin, Çin başbakanı Li peng, Çin genelkurmay başkan yardımcısı Liu Hua Çinglar bizzat el koymuştur.

Kısacası bundan şunu görmek mümkün. Çin Halk Cumhuriyeti küçücük Barın kasabasındaki olayda 3000 kişiyi öldürdüğüne göre, Çinin Doğu Türkistan'ı işgal ettikten sonraki 150 yıllık süre içerisinde patlak veren 200den fazla olayda ne kadar kişinin katledildiğini anlamak zor olmasa gerek.

Barın olayından 7 sene sonra yani 5 Şubat 1997 tarihinde Doğu Türkistan'ın kuzey batısındaki Gulca şehrinde Kadir gecesinde evinde ibadet etmekte olan kişiler karakola götürülüp işkenceyle öldürülür ve ailelerine cesetlerinin teslim edilir. Bunu duyan millet öfkelenerek sokaklara dökülür. Aile fertleri ve bir gurup insan Hükümete şikayetini bildirmek için hükümet binasına yürür ve bu gurup gittikçe kalabalıklasın Bu gurup başka bir niyetinin olmadığını sadece şikayetini arz etmek için geldiğini anlatmak için küçük çocukları ve kadınları gösterici gurubun önüne koyarak hükümet binasına gelir. Ama Çin güvenlik güçleri gurubun önündeki o küçücük, masum çocukları hiç aldırmadan herkesi kurşuna tutar. Ve kısa sürede olay büyüyerek karşılıklı çatışmaya dönüşür. Elinde sopadan başka bir şeyi olmayan Uygur gençleri acımasızca öldürülür. Hatta Çin güvenlik güçleri Gulca şehrindeki bütün evlere operasyon düzenleyerek olaya karışan karışmayan bütün gençleri yakalayıp kimilerini öldürür, kimilerini hapse atar, kimilerindense haber bile alınamaz. O dönemde bütün hapishaneler dolduğundan okullar bile hapishaneye çevrilir. O da yetmez tutuklanan gençler derin dondurucu et depolarına atılarak acımasızca öldürülür. Eksi 30 derece soğukta yaralanarak yere yığılıp kalan insanların üzerine soğuk su serpip dondurarak öldürür. Bütün bu insanlık dışı vahşet yetmemiş gibi komşu ülke Kazakistan'a kaçmayı başarmış olan gençleri de geri alarak idam etmiştir.

Sayın okuyucular, Gulca olayından sonra, Doğu Türkistan meselesi uluslar arası af örgütü, Asya'daki İnsan Haklarını izleme Teşkilatı gibi uluslar arası sivil toplum örgütlerinin dikkatini çekmeye başladı. Özellikle Uluslar arası Af Örgütü bugüne dek Doğu Türkistan'daki İnsan Hakları İhlalleri anlatılan kapsamlı 4 tane rapor yayınladı. Amerika Birleşik Devletlerinin senelik insan hakları raporlarında Uygur meselesine geniş bir şekilde yer verilmeye başlandı.Özellikle 11 Eylül olayından sonra, Çin Hükümeti uluslar arası terörizmi bahane ederek Uygur Türklerini keyfi tutuklamaya başlamış, dini kültürel hakları ağır bir şekilde kısıtlanmaktadır. Uluslar Arası Af Örgütünün Çin Halk Cumhuriyeti Uygurlar Çin'in "terörle savaş" Adına Uyguladığı Baskıdan Kaçıyor adlı, Temmuz 2004'te yayınladığı raporunun 4-sayfasında bu konuda şöyle denmiştir:

"Son yıllarda Şin Cang Uygur Özerk Bölgesinde İnsan Hakları İhlallerinin ağırlaşmasına bazı ek faktörler de birleşerek katkıda bulunmuş ve bölgedeki Uygur nüfusunun duyduğu hoşnutsuzluğu daha da artmıştır. Yetkililerin, bir çok Uygur'un ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının ciddi ve yaygın olarak ihlal edilmesine dair yakınmalarına hitap etmede yetersiz kalması bölgede birgerilim kaynağı olarak durmaktadır. Uygurlar arasında yüksek işsizlik oranı devam etmektedir ve bildirildiğine göre, Han Çinli işçilerin bölgeye akınının sürmesi, Uygurların iş gücü pazarında daha da fazla dışlanmasına yol açmaktadır. Uygurların büyük bir çoğunluğu çiftçidir; Çinceyi akıcı konuşamamaktadırlar ve sınırlı eğitim ve iş olanaklarına sahiptirler. Bununla birlikte, raporlara göre on yıllarda Uygur aileleri Han Çinli müteahhitler tarafından yeterli danışma hizmetleri ve tazminat verilmeden topraklarından zorla atılmaktadır. Bildirildiğine göre, on binlerce Uygur kitabının yasaklanması ve yakılması ile Eylül 2002'den itibaren Sin Can Üniversitesinde bir çok derste Uygurcayı eğitim dili olarak yasaklayan bir resmi politikanın dayatılması da dahil olmak üzere kültürel haklar üzerindeki kısıtlamalar da son yıllarda ağırlaşmıştır."

Şimdi Uygurlar ne istiyor? Bence Uygurların hepsi bağımsızlık istiyor ve bir tek çözüm yolunun da bağımsızlık olduğuna inanıyor. Çünkü Çinlilerin kültüründe demokrasi ve insan hakları kavramı yoktur. Çinliler bile Çin'e demokrasinin geleceğine inanmıyorlar. Ben konuşmamın sonunda Uygur Türklerinin Doğu Türkistan'ın bağımsızlığa olan inancı hakkında sizlere bilgi vermek için Doğu Türkistan'a giden bir Amerikalı gazetecinin Ürümçi seyahatiyle ilgili yazdığı yazısında anlattığı bir hatırasının bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum...

"Ben Ürümçi'nin Döng Kövrük pazarında yürüyordum. Orta yaşlarında bir Uygur önüme geçip Uygurca bir şeyler söyledi. Ben sadece onun Amerika dediğini anladım, başka bir şey anlamadım. Ben Çince olarak, sizin söylediklerinizi anlamıyorum, dedim. Adam bana "Siz Çince biliyor musunuz?" diye sordu, ben "biraz biliyorum" dedim. Yanında 8 yaşlarında bir oğlan çocuğu vardı. O adam bana, "siz Amerikalı mısınız? ... size şunu söylemek istiyorum" adam sokakları dolduran Han milletini gösterdi. " Onları bu topraklardan kovma yolunda ben ölürsem oğlum benim yerimi alır, benim intikamımı o alır" diyerek oğlunu gösterdi. "Amerikalılar bize yardım etsinler" dedi... ben Ürümçi'de Uygurlarla Çinlilerin bir-birlerine küfür ettiklerini, hakaret ettiklerini gördüm. Uygurlar Ürümçi'de az olmalarına bakmadan bir Uygur ile bir Han Çinli dövüşürken yoldan geçen diğer Uygurların o Uygur'a yardım ettiklerini gördüm. Ürümçi'de Uygurlar az olsa da, buranın asıl sahibinin kendileri olduğunu Çinlilere her zaman hissettiriyorlar.

 

Kaynakça:

1.Ezimet, İstiklal Mücadelesi, İstanbul 1999.

2.Dünya Uygur Kurultayı, Barın İnkilabining 15 Yili, İstanbul, Nisan 2005.

3.Ahmet İgemberdi, Şerkiy Türkistan Türk Dünyasining Kanlik Yarası, Taklamekan Uygur Neşriyatı, İstanbul     2000.

4."Poliçe in Xinjiang detain protesters" (Sincan'da polis protestocuları gözaltına aldı"), RFA, 14 Haziran 2004.

5.Dr. Michael Dillon, 14 Ağustos 2002, Orta Asya-Kafkasya Analisti.

6." China İmposes Chinese language on Uyghur schools" (Çin, Uygur Okullarına Çinceyi

Getiriyor"), RFA, 16 Mart 2004.

. Ezimet, İstiklal Mücadelesi, İstanbul 1999, sayfa 39.

. Ezimet, İstiklal Mücadelesi, İstanbul 1999, sayfa 40.

 

İstanbul, Nisan 2005, sayfa 70. . Dünya Uygur Kurultayı, Barın İnkilabining 15 Yili, İstanbul, Nisan 2005, sayfa 76. . Dünya Uygur Kurultayı, Barın İnkilabining 15 Yili, İstanbul, Nisan 2005, sayfa 79-80. . Ahmet İgemberi, Şerkiy Türkistan Türk Dünyasining Kanlik Yarası, Taklamekan Uygur Neşriyatı, İstanbul 2000, sayfa 134. Yakınlarda olan bir olayda, İli bölgesinde baraj gölü ve elektrik santralı projesi inşaatı nedeniyle başka yere yerleştirme programının adil olmadığını söyleyerek protesto ettikleri için en az 16 kişinin polis tarafından gözaltına alındığı bildirildi. Bkz. "Poliçe in Xinjiang detain protesters" (Sincan'da polis protestocuları gözaltına aldı"), RFA, 14 Haziran 2004. Örneğin, görgü tanıkları Haziran 2002'de Kaşgar kentindeki 1 no.lu Ortaokulda toplanan kitapların istif edilerek yakıldığını bildirdi. Daha fazla bilgi için bkz. "Uygur language and culture under threat İn Xin Jiang" (Sin Çan'da Uygur Dili ve Kültürü Tehdit Altında), Dr. Michael Dillon, 14 Ağustos 2002, Orta Asya-Kafkasya Analisti. Bildirildiğine göre, yasaklanan ve yakılan kitaplar arasında A Brief History of the Huns and Ancient Literatüre (Hunların Kısaca Tarihi ve Klasik Edebiyat) ile Ancient Uighur craftsmanship (Antik Uygur Zanaatkarlığı) gibi Uygur tarihi ve kültürü ile ilgili kitaplar bulunmaktaydı. BKZ. "Xinjiang University to teach majör subjects in CHinese" (Sin Can Üniversitesinde ana konular Çince öğretiliyor) Xin Hua 7 Haziran 2002. Mart 2004'te SUÖB'deki elli etnik azınlık okulunun önümüzdeki beş yıl içinde etnik Çin okullarıyla birleşeceği ve derslerin olabildiğince Çince yürütülmesi gerektiği bildirilince, Uygurcanın eğitim dili olarak kullanılmasına getirilen artan kısıtlamalar ile ilgili korkular daha da çoğaldı. Bkz. "China İmposes Chinese language on Uyghur schools" (Çin, Uygur Okullarına Çinceyi Getiriyor"), RFA, 16 Mart 2004.

  • 771 defa okundu.