Seyit Tümtürk
Dünya Uygur Kongresi
Başkan Yardımcısı

Türkler ata yurtlarını bırakıp batıya yürüdüklerinde, tarihi düşmanımız Çin’e karşı kale gibi durdu Uygurlar. Orta Asya Türk coğrafyasının en doğusunu savundu ve emperyalist Çin’in Orta Asya içlerine girmesine engel oldu. 20. Yüzyılda kurulan iki bağımsız Doğu Türkistan devleti Rus ve Çin ortaklığı ile yıkılırken, günümüzde Batı Türkistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılmasından sonra bağımsız oldu. Ancak Doğu Türkistan’da 1949 yılında başlayan Komünist Çin işgali hala devam etmektedir.

Yirminci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu dağılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, yeryüzünde ki tek Türk devletiydi. Sovyet Rusya Orta Asya’nın büyük bölümünü elinde tutarken, Doğu Türkistanlılar Çin’e karşı bağımsızlık mücadelesi vermekteydi. Bu mücadelelerinin sonucu olarak 12 Kasım 1933 tarihinde Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruldu. Gökbayrak’tan Albayrak’a selam gönderdi. Yeryüzünde iki Türk cumhuriyeti vardı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Doğu Türkistanlıların selamına misli ile cevap verdi ve bu genç cumhuriyete yardım gönderdi.

Doğu Türkistan’ın toprak olarak büyüklüğü Türkiye’mizin iki katından fazladır. 1.828.418 Km2’dir. Türk devletleri arasında da Türkiye’den sonra en kalabalık nüfusa sahip Müslüman Türk toprağıdır. Orta Asya’nın doğuya açılan kapısı, doğal bir engel ve kontrol noktasıdır. Çok zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahiptir. Başta uranyum, altın gibi stratejik madenler olmak üzere 118 farklı maden kaynağına sahiptir. Çok zengin petrol yatakları vardır. Tahmini petrol rezervi 60 milyar tondur. Çin’in doğal gaz kaynaklarının 1/3’ü Doğu Türkistan’dadır. Bu nedenledir ki; Doğu Türkistan Çin için hem ekonomik hem de siyasi açıdan çok önemlidir.

Doğu Türkistan Müslüman Türk toprağıdır. Büyük Hun İmparatorluğundan Uygur devletine, Göktürk’lerden Karahanlılar’a kadar büyük Türk devletleri bu topraklarda kurulmuştur. İlk Müslüman Türk devletinin merkezi de Doğu Türkistan’dır. Ancak Çin, Doğu Türkistan’ın Çin toprağı olduğunu iddia etmektedir. Tarihi gerçekleri siyasi oyunlar ve hileler ile değiştirmek istemektedir.

1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal eden Komünist Çin bu tarihten sonra dünyanın görmediği bir soykırım ve asimilasyon politikası uygulamaktadır. Bu maksatla öncelikle toplum liderleri, din ve ilim adamları yok edildi. 1950’li yıllarda uygulanan Toprak İnkılabı, Kültür İnkılabı gibi hareketler ile halkın elinden toprakları alındı. Dini ibadetler yasaklandı. Din adamları halk mahkemelerinde yargılanarak katledildi. Yüzyıllardır kullanılan Uygur Alfabesi değiştirilmek ve tarihle bağlar koparılmak istendi. Eğitimde Uygurca yasaklandı.  Uygurca yok edilmeye çalışıldı. 1980’lere kadar milyonlarca Doğu Türkistanlı katledildi. Kimileri toplama kamplarında can verirken, kimileri hapishanelerde işkenceler sonucunda kimileri de meydanlarda idam edilerek katledildi.

Zorunlu aile planlaması adı altında, çocuklar anne karnında öldürüldü. 7-8 aylık hamilelikler dahi kürtajla sonlandırıldı. Birden fazla yapılan çocuklara ağır vergiler uygulandı, devlet memuru olanlar işten atıldı.
Çin, Nükleer denemelerini Lopnor bölgesinde yaptı. 1964 ile 1997 yılları arasında sadece 11’i yeraltında ve 33’ü yerüstünde toplam 44 deneme yapıldı. Bu denemeler sonucunda çok büyük bir bölge yaşanmaz hale geldi. Bölge halkı radyoaktif  serpintilerden kaynaklanan hastalıklar ile yüz yüze kaldı. Binlerce çocuk hasta doğdu, pek çok insan bu denemeler nedeni ile hayatını kaybetti.
İbadet özgürlüğü yok edildi. 18 yaşından küçüklerin ve devlet memurlarının camilere girişi yasaklandı. Öğrenciler oruç tutamaz, çocuklara din eğitimi verilemez dendi. Doğu Türkistan halkını ayakta tutan en önemli unsurun Müslümanlık olduğunun farkında olan Çinliler, halkı dinlerinden uzaklaştırmak istedi. Bunun için tüm zorlama ve kısıtlamalar kullanıldı.
İşgalin başladığı yıllarda %4 olan Çinli nüfus, devlet teşvikli göçler ile günümüzde %50’nin üstüne çıktı. Toprak inkılabı esnasından el konulan topraklar göçmen Çinlilere tahsis edildi. Yeni kurulan istihdam alanlarında hep Çinliler çalıştırıldı. Çin işgal ettiği Doğu Türkistan’ı yıllarca dış dünyaya kapalı tuttu ve kanlı ellerini hiçbir zaman yakalarından çekmedi. 5 Temmuz Urümçi olayları, aslında çok sık aralıklar ile yaşansa da Çin bunu gizledi. Dünyanın gözleri önünde soykırımına devam etti.

Çin, 2003 yılından bu yana Doğu Türkistan’dan gençleri Çin’in iç kesimlerine götürerek zorla çalıştırmaktadır. Günümüze kadar 300 bin genç Çin’e götürüldü. 23 Haziran günü, Guangdong eyaletinin Shaoguan şehrinde bir oyuncak fabrikasında işçi-köle olarak çalıştırılan Doğu Türkistanlı genç kızlara Çinlilerin sarkıntılık etmesi nedeni ile Doğu Türkistanlı gençler ile Çinliler arasında kavga çıkmıştır. Bu olayın yatışmasından sonra 26 haziran günü gece 02:00’de 5000 civarında Çinli 600 Doğu Türkistanlının kaldığı yatakhaneyi bastı. Ellerinde balta, satır, demir ve ahşap sopalar ile yatakhaneyi basan Çinliler, uyku halindeki Doğu Türkistanlıları yataklarında katletti. Bu olaylar sonucunda 300 yakın Doğu Türkistanlı hayatını kaybetti.

Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün Urümçi ziyareti esnasında gerçekleşen bu olay, Çin’in bir provokasyonudur. Sayın Gül’ün Çin’de bulunduğu esnada, Türkiye’nin hassas olduğu  bir konuda bu olayın yüz vermesi, gece 02:00’de başlayan olayların sabaha kadar sürmesi ve güvenlik güçlerinin müdahale etmemesi, saldırganların ellerinde aynı türden, özel yapılmış  kesici ve delici aletlerin bulunması olayın bilinçli olarak gerçekleştirildiğini göstermektedir. Çin, 60 yıldır dünyaya kapalı tuttuğu Doğu Türkistan’ın dünyaya açılmasını istememektedir. Sayın Gül’ün yanında pek çok iş adamı ile Urümçi’yi ziyaret etmesi ile Doğu Türkistan dünya gündemine gelecek, ticari olarak dünyaya açılacaktı. Bu nedenlerle, Doğu Türkistan sorununun kaynağı olarak gördükleri Türkiye cumhurbaşkanının Urümçi ziyaretinin Doğu Türkistanlılar üzerinde uyandıracağı olumlu etkiyi silmek, yıllar önce Sayın Dr. Devlet Bahçelinin başbakan yardımcısı sıfatı ile Doğu Türkistan ziyaretinde Uygurcayı yasakladığı gibi halka göz dağı vermek için böyle kanlı bir eylem planlanmıştır. Bu eylemin Shaoguan’da sınırlı kalacağı ve Doğu Türkistanlılar üzerinde doğacak yeni ümitleri söndüreceği düşünülmekteydi.

Ancak 5 Temmuz Pazar günü, Urümçi’de Shaoguan katliamını kınamak için protesto gösterisi düzenlendi. Üniversite öğretim görevlileri, profesörler, doçentler ve üniversite öğrencilerinin katılımı ile düzenlenen bu gösteriye katılanların sayısı bir anda 1600 kişiye ulaştı. Doğu Türkistanlıların hak arayışına tahammülü olmayan Çin polisi göstericilerin üstüne yaylım ateşi açtı. Bir anda onlarca Doğu Türkistanlı şehit oldu. Bunun üzerine olaylar kısa sürede yayıldı. Urümçi’nin özellikle Erdoço, Yenanlu, Shensihanza ve Uygur Tiyatrosu (Cüyen) etrafında yoğunlaştı. Çinli polislerin saldırılarına Urümçi’deki Çinliler de katıldı. Pazar günü başlayan ve bir haftaya yakın devam eden olaylarda sadece Urümçi’de 600’e yakın Doğu Türkistanlı şehit oldu. Kısa sürede diğer şehirlere sıçrayan olaylarda ne kadar kişinin öldüğü bilinmemektedir. Uygur Tiyatrosunun Çinliler tarafından basılmasından sonra sadece o binada 100’ün üzerinde ölü olduğu bildirildi. Sivil giyimli polis ve askerler Çinli halk ile beraber katliamları gerçekleştirdi.

Çin, olayların başladığı Pazar gece yarısından sonra Doğu Türkistan ile tüm iletişimi kesti. Telefon ve internet bağlantıları kapatıldı. Çin resmi haber ajansı Shinhua son açıklamasında 192 kişinin öldüğü ve 1080 kişinin yaralandığı bilgisini verdi. Ancak olayları bizzat yaşayanların anlattıklarına göre rakamlar bunlardan çok daha yüksektir. Doğu Türkistan’dan alınan bilgilere göre 2000 civarında Doğu Türkistanlı hayatını kaybetmiştir. Urümçi’de kontrolü sağlamak amacı ile başta Lenju, Shihenze, Senci ve Müçüen’den on binlerce asker sevk edildi. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Buna rağmen Urümçi’de yaşanan vahşet devam etti. Çin askerlerini yanlarına alan Çinliler baskı ve vahşetini arttırdı.
Çin, 10 Temmuz cuma günü, Müslüman halkın cuma namazı kılmasını engellemek amacı ile camileri kapattı. Askerler tarafından kuşatılan camilere cemaatin girmesi engellendi. Sokağa çıkma yasağına rağmen Cuma namazı için camilerin önünde toplanan cemaatin baskısı ile sadece iki cami ibadete açıldı. Ancak Cuma namazı kılındıktan sonra dağılan cemaat gözaltına alındı.

Yaşanan bu soykırımın yanında Çinli yetkililerin yaptıkları açıklamalarda dehşet vericidir. Komünist parti bölge sekreteri olaylardan sorumlu olanların idam edileceğini açıkladı. Çin resmi kaynaklarına göre bu güne kadar 1494 kişi tutuklanmıştır. Bu da katliamın boyutlarının daha da büyüyeceği anlamına gelmektedir. Yapılan bu açıklama yargısız infazların yapılacağı anlamına gelmektedir. Nitekim, 16 Temmuz günü Urümçi 4 nolu cezaevinde 196 Uygur kurşuna dizildi. Çin resmi kaynaklarının tutuklu sayısını 1500’ler civarında açıklamasına rağmen, gerçek tutuklu sayısı en az 6.000’dir.

Pekin hükümetinin atadığı Doğu Türkistan özel valisi Wang Lu Chen, yaptığı açıklamada, göçmen olarak getirilen Çinlilerin yerlerinde kalmalarını ve Çin’e geri dönmemeleri gerektiğini söyledi. Konuşmasında, özellikle Çinlilerin arkasında Çin hükümetinin ve askerlerinin olduğunu söyledi. Kanunsuz yollar ile Doğu Türkistan’a getirilerek yerleştirilen göçmen Çinlilere cesaret vermek için yapılan bu açıklama Çinlileri daha da kışkırttı. Urümçi’den sonra olayların sıçradığı ikinci büyük şehir olan Kaşgar’a yabancıların girişleri yasaklandı ve Kaşgar’da olanların kenti terk etmeleri istendi. Gerekçe olarak güvenliklerinin garanti edilemediği söylendi. Kaşgar’da yaşanan olaylar hakkında bilgi alınamazken, Çin’in bu açıklamaları endişeleri arttırdı.

Çin olayların sorumlusu olarak Dünya Uygur Kongresi başkanı Rabiye Kadir hanımefendiyi göstermektedir. Çin’in amacı legal yollarla, insan hakları için mücadele veren Dünya Uygur Kongresi ve başkanını suçlayarak hedef saptırmak, kendi başlattığı olayların sorumlusu olarak DUK’u göstererek, kamuoyu nezdinde DUK’a itibar kaybettirmektir. Dünya Uygur Kongresi uluslar arası hukuk çerçevesinde kurulmuş, demokratik yöntemler ile faaliyet gösteren, 24 ayrı ülkeden 56 teşkilatın bir araya gelerek oluşturduğu bir sivil toplum örgütüdür. Olayların gerçek sorumlusu 1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal eden ve halkı asimile etmek için her türlü çirkin politikayı uygulayan komünist Çin yönetimidir.

Çin ilk günden bu yana yaptığı tüm açıklamalarda ve haber servislerinde gerçekleri saptırmaktadır. Bu nedenle öncelikle Doğu Türkistan’a tarafsız gözlemcilerin gönderilmesi sağlanmalıdır. Yaşananlar tarafsız gözlemciler tarafından incelenmeli, kamuoyuna gerçek bilgiler verilmelidir. BM ve AGİT gibi uluslar arası örgütler harekete geçirilmelidir. Doğu Türkistan’da yaşanan soykırım gündeme getirilmeli, önlem alınması sağlanmalıdır. Yargılama ve araştırma yapılmadan sorumluların idam edileceği açıklamasından sonra, Çin’in masum Doğu Türkistan halkını idam ederek katletmesi önlenmelidir. Zira Çin kaynaklarının açıklamalarına göre 1494  –gerçekte çok daha yüksektir- kişinin idamı durdurulmalıdır. 11 eylül sonrasında Uygurları terör örgütü üyesi olma bahanesi ile idam eden Çin, bu tarihten sonra istediği Doğu Türkistanlıyı olayların sorumlusu olarak gösterecek ve idam edecektir.
Yaşanan olaylar Doğu Türkistan gerçeklerinin dünya kamuoyu tarafından çok açık bir şekilde görülmesini sağladı. Bundan sonra ilgili kurum ve kuruluşların gerekli sorumluluğu üstlerine alarak harekete geçmelerini bekliyoruz.

  • 1180 defa okundu.